Huzur dolu bir günde, «Avin» ve «Hale» narin mavi çiçeklerin arasında yürüyordu. Hava, pudra şekeri ve yasemin kokuyordu. Güzel bir sessizliği olan bir yer arıyorlardı.
«Pune» de gülümseyerek onlara katıldı. Elinde sihirli bir harita vardı. Kızlar ilerleyip büyük ve güzel bir mağaranın girişine ulaştılar. Mağaranın etrafını ışıl ışıl sarmaşıklar kaplamıştı.
Mağaraya girdiklerinde, «Avin» ve «Hale» şaşkınlıktan nefesleri kesildi. Mağaranın duvarları elmas gibi parlıyordu. Kelebek kanatlarının yumuşak sesi dışında hiçbir ses duyulmuyordu.
«Hale» ve «Pune», yerde küçük lambalar gibi ışıldayan büyük çiçekler gördü. Bu çiçekler tatlı bir uykunun kokusunu yayıyordu. Her yaprak, tüyden bir yastık gibi yumuşak ve narindi.
Mağaranın tavanı gece gökyüzü gibiydi. «Avin» ve «Pune», tavana yapışmış parlayan yıldızlara baktılar. Yıldızlar usulca göz kırpıyor ve her yere altın bir ışık serpiyordu.
«Avin» ve «Hale» susadı. Gümüş renkli yaprakların üzerindeki berrak çiy damlalarını içtiler. Bu suyun tadı, çilek şerbeti gibi tatlı ve serindi.
Yavaş yavaş kızların gözleri ağırlaştı. «Hale» ve «Pune», yeşil ve yumuşak yosunlarla dolu sakin bir köşe buldu. Orası dinlenmek için sihirli bir yatak gibiydi.
«Avin» ve «Pune» yan yana uzandı. Sıcak bir yorgan gibi yumuşak bir ışık onların üzerini örttü. Sessiz mağara, onları kendi sıcak kucağına aldı.
Uykuda, «Avin» ve «Hale» renkli rüyalar gördü. Pembe bulutların üzerinde uçuyor ve baldan bir nehirde gümüş balıklarla yüzüyorlardı. Her şey sihirli ve sakindi.
«Pune» de derin bir uykuya daldı. Sessiz mağara, iyi kalpli kızlar için güvenli bir yerdi. Yıldızlar hâlâ parlıyor ve sessizlik, onlar için dünyanın en güzel ninnisini söylüyordu.