Mavi ve sakin okyanusun derinliklerinde, «Nilüfer» adında küçük bir narval yaşardı. Nilüferin, tıpkı tatlı bir akide şekeri gibi parlayan, sihirli ve pembe renkli bir boynuzu vardı. Yumuşacık dalgaların arasında yüzmeyi çok severdi.
Nilüferin en iyi arkadaşı, «Zeri» adında altın renkli ve şefkatli bir balıktı. Zeri’nin öyle parlak pulları vardı ki gülümsediğinde bütün suyu ışıltıyla doldururdu. Her gün birlikte saklambaç oynarlardı.
Nilüferin boynuzunun güzel bir sırrı vardı. Ne zaman iyi bir şey düşünse, boynuzu parlamaya başlardı. Bugün Nilüfer, bütün okyanusun gökkuşağı renkli baloncuklarla dolmasını diledi.
Mor deniz otlarının arasında yüzdüler ve büyük bir istiridyeye ulaştılar. İstiridyenin içinde yuvarlak ve beyaz bir inci vardı. Nilüfer, sihirli boynuzunu usulca inciye dokundurdu.
Birden baloncuklar yerine, istiridyenin içinden binlerce küçük ve pembe yıldız çıktı. Zeri sevinçten yüzgeçlerini salladı. Dedi ki: «Bak Nilüfer! Okyanus ne kadar da masalsı oldu!»
Şimdi dilek tutma sırası Zeri’ye gelmişti. Zeri, iyi kalpli deniz kızlarıyla dans edebilmeyi diledi. Tam o anda, meleklerin elbise tülü gibi olan mor deniz kızlarından birkaçı yaklaştı.
Nilüfer de onların arasına katıldı. El ele (ya da yüzgeç yüzgece!) tutuşup dönüp durdular. Deniz kızları her hareket edişlerinde kendilerinden yumuşak bir ışık yayılıyordu ve bu ışık suyu aydınlatıyordu.
Gece olunca, Nilüfer ve Zeri suyun yüzeyine çıktılar ve gökyüzüne baktılar. Gümüş renkli ay gökyüzünde parlıyordu ve yansıması küçük dalgaların üstüne düşüyordu.
Nilüferin boynuzu ay ışığını yakaladı ve onu bin parlak parçaya dönüştürdü. Suyun bütün yüzeyi, pullarla işlenmiş bir elbise gibi, parlak ve güzel oldu. Okyanus uykuya hazırdı.
Nilüfer, pembe midyelerden yapılmış yumuşak bir yatağın üstüne uzandı. Zeri de yanında sakinleşti. Nilüfer gözlerini kapadı ve kendi kendine dedi ki: «Yarın yine güzel dilekler tutacağım.» İyi geceler, şefkatli okyanus.