Güneş Hanım evine gitmişti ve gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu. Rüya pencerenin yanında oturmuş, küçük ve parıldayan yıldızlara bakıyordu. Eski bir dostu bekliyordu.
Birden, yumuşak gümüş renkli bir ışık odanın perdelerinin üzerinde dans etti. Küçük Ay usul usul tepenin arkasından yükseldi. Yuvarlak ve sevecendi ve parlak yüzünün genişliğine yayılan bir gülümsemesi vardı.
Rüya elini pencerenin soğuk camına koydu. Küçük Ay da camın öte tarafından ışığını Rüya’nın küçük parmaklarına düşürdü. Konuşmadan, birbirlerine selam verip hâl hatır sordular.
Küçük Ay hafifçe sallandı ve hayali ceplerinden bir avuç gümüş ışıltıyı gökyüzüne serpti. Gece gökyüzü, küçük kandiller gibi parlayan parlak noktalarla doldu.
Tam o sırada, beyaz ve tombul bir baykuş olan “Puşmek” uçarak geldi ve pencerenin kenarına kondu. Rüya ona el salladı ve Puşmek şefkatle “hu hu” dedi.
Küçük Ay oyun oynamaya karar verdi. Kendini pembe ve yumuşak bir bulutun arkasına sakladı. Bulutun arkasından sadece parlak kenarları görünüyordu. Rüya güldü ve dedi ki: “Seni buldum Küçük Ay!”
Küçük ve yaramaz bir yıldız gökten kaydı ve aşağı indi. Rüya elini uzatırsa belki onu yakalayabileceğini düşündü. Yıldız, onun elinde küçük bir el feneri gibi parladı.
Gece daha sakinleşti. Küçük Ay sessiz bir ninni söylemeye başladı. Gökyüzünde yumuşakça sallanıyordu; sanki gecenin içinde gümüş bir beşik varmış gibi.
Rüya’nın gözleri ağırlaştı. Büyük bir esneme yaptı ve yorganı çenesinin altına kadar çekti. Oda, uyku ve huzur kokuyordu. Puşmek de başını yastığının altına soktu.
Rüya uykuya daldı ve kuyruklu yıldızların rüyasını gördü. Küçük Ay bütün gece pencerenin arkasında uyanık kaldı ve gümüş ışığıyla küçük dostunu kolladı. İyi geceler Rüya, iyi geceler Küçük Ay.