Pembe ve mor renkli ağaçlarla dolu sihirli bir ormanda, “Baran” adında sevecen bir kapibara yaşardı. Baran her zaman başında güzel bir çiçek tacı taşır ve yumuşak çimenlerin üzerinde sakin sakin yürürdü.
Baran’ın evi parlak bir göletin yakınındaydı. Göletin suyu elmas gibi ışıldar, yasemin çiçeklerinin kokusunu yayardı. Baran göletin kenarına oturdu ve pamuk gibi bulutların sudaki yansımasına baktı.
Birden “Lala” adında altın renkli, ışıl ışıl bir kelebek uçarak geldi. Lala, Baran’ın burnunun ucuna kondu. Baran gözlerini biraz kapattı ve Lala’nın kanatlarının derisindeki nazik dokunuşundan mutlu oldu.
Lala dedi ki: “Baran, bak! Bulutlar bugün leziz pamuk şekerlere benziyor.” Birlikte gökyüzüne baktılar ve saatlerce hayal ve rüya dünyasında kayboldular.
Onlar izlemekle meşgulken, “Pini” adında küçük ve utangaç bir kurbağa, büyük bir yaprağın arkasından çıktı. Pini biraz yalnız olduğu için Baran’a çok sakin bir şekilde baktı.
Baran gülümsedi ve ağzıyla güzel, mor bir çiçek kopardı. Çiçeği Pini’ye doğru uzattı; böylece onunla arkadaş olmak istediğini gösterecekti. Pini, Baran’ın nezaketini görünce kocaman bir gülümseme attı.
Pini, Baran’ın yumuşak sırtına zıpladı. Baran sakince gölete girdi ve birlikte suyun üzerinde yüzdüler. Lala da başlarının üzerinde uçuyor, onlar için bahar şarkıları söylüyordu.
Güneş yavaş yavaş batmaya başladı ve gökyüzü turuncu ve mora büründü. Baran ve Lala, göletin kıyısında durup güneşin son ışıklarının sıcaklığıyla vedalaştılar.
Pini, Baran’ın yanında, göletin kenarındaki pürüzsüz ve parlak bir taşın üstüne oturdu. “Bugün hayatımın en iyi günüydü. Sizin gibi arkadaşlara sahip olmak en güzel hediyedir,” dedi. Baran da şefkatle başını taşa yaklaştırdı.
Gece çöktü ve dostluk göleti ay ışığında parıldadı. Baran, Lala ve Pini yan yana uykuya daldılar. Yarın yine sevgi ve huzurla dolu bir gün olacağını biliyorlardı.