Nura iyi kalpli bir kızdı. Her gece pencerenin kenarına oturur ve parlak yıldızlara bakardı. Gökyüzü, sanki pullarla işlenmiş bir çadır gibi, çok güzeldi.
Birden, “Semin” adında küçük, mavi renkli bir kuş Nura’nın yanına kondu. Semin’in yumuşacık kanatları vardı ve ay gibi parlıyordu.
Semin dedi ki: “Haydi birlikte gezmeye gidelim ve yeryüzünün güzelliklerini görelim.” Nura sevinçle Semin’in elini tuttu ve birlikte yükseldiler.
Çiçeklerle dolu bir bahçeye vardılar. Nura, biraz susamış olan küçük bir çiçek gördü. Nura, şefkatle o çiçeğe su verdi.
Semin uçarken dedi ki: “Yeryüzü, bizim elimizdeki güzel bir emanettir.” Yeşil düzlüklerin üzerinde dönüp duruyor ve şarkı söylüyordu.
Biraz ileride, “Güher” adında masum bir inek gördüler. Güher evinin yolunu kaybetmişti ve yol göstermeye ihtiyacı vardı.
Nura’nın yıldız ışığıyla dolu bir feneri vardı. Sakin bir şekilde Güher’i, yeşil otlağa ve evine doğru yönlendirdi.
Onların başının üstünde uçan Semin çok mutluydu. Nura’nın ne kadar bilge ve merhametli olduğunu biliyordu.
Yıldızlarla dolu ışığın altında Nura büyük bir söz verdi. Her zaman yeryüzünü ve Tanrı’nın iyi yaratıklarını koruyacağına dair söz verdi.
Artık gece sona ermişti. Nura, Semin’in yanında, sakin bir kalp ve güzel bir gülümsemeyle tatlı bir uykuya daldı.